En güzel anlar, en çabuk unutulanlardır. Biz onları saklamak için kurulduk. Bir uygulama değil; ailelerin geleceğe bıraktığı bir söz.
Bir bebek beklenirken, aslında koca bir aile yeniden doğar.
Anneler, babalar, ağabeyler, dedeler — herkes baştan başlar.
O dokuz ay bir kez yaşanır; bir daha asla geri gelmez.
Biz o anları takip etmeyiz, saklarız.
Bir gün o çocuk büyür ve sorar: "Beni beklerken ne hissettiniz?"
İşte o gün, cevabı hazır olsun diye buradayız.
Bir gün bir aile albümünü karıştırırken fark ettik: en kıymetli anlar, en dağınık yerlerdeydi. Telefonların galerisinde, kaybolmuş mesajlarda, kimsenin bir daha açmadığı klasörlerde.
Annenin ilk tekmeyi hissettiği gece, babanın içinden geçirip de söyleyemediği cümle, dedenin sesli mesajı... Hepsi vardı ama hiçbiri bir arada değildi. Sevgi büyüktü; saklanacak yer yoktu.
Seni Beklerken işte bu eksiklikten doğdu. Bekleyişi bir telaş değil, anlatılacak bir hikâye yapmak için. Çünkü hatırlamak için yaşamayı ertelememek gerekir — sadece doğru bir yere bırakmak yeter.
Hissetmek sizden, unutturmamak bizden.
Dört söz verdik. Her satırın, her kararın arkasında bunlar var.
En özel anlarınız asla mal değildir. Reklam yok, veri ticareti yok. Son söz hep sizin.
Onu bekleyen tek bir kişi değil. Hikâyeyi anne de baba da kardeş de dede de birlikte yazar.
Doğumda silinen uygulamalardan değiliz. Burada biriken her şey bir ömre kalmak için kalır.
Sizi zorlamayız, her gün veri istemeyiz. Doğru anda sorar, gerisini sevgiye bırakırız.
Sevgi sınır tanımaz; bir aile yedi denizin ardına dağılmış olsa bile bir bebeği aynı anda bekleyebilir. Biz o uzaklığı bir hikâyede buluşturuyoruz.
Ailenizi toplayın, ilk satırı birlikte bırakın. Gerisini hatırlamayı bize bırakın.
Hikâyenizi başlatın